"Kamu Alımlarında Yabancıya Nakit Yerliye Vade Olmamalı"

30.09.2019, 12:25'de eklendi

OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, Dünya Gazetesi Ankara Temsilcisi Ferit Parlak’ın sorularını yanıtladı. Sanayi üretiminden kamu alımlarına pek çok konuya değinen Aydın, kamu alımlarında yerli üreticilere uygulanan vadelere dikkat çekerek, “Yabancı ürün için anında akreditif açan kamu kurumları, yerli ürün için 8 ay vade teklif ediyor. Yerli üretici desteklenecekse, geliştirip üretmesi için, ödeme çok daha önceden yapılmalı.” dedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan Sanayi Strateji Belgesi’nde yer alan, kamu alımları için bir kurul oluşturulması ve tek elde toplanması ile ilgili kararı heyecanla karşıladıklarını ifade eden OSTİM Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın, “Kamu alımlarında yerli payının artırılması için gerekli bir uygulamaydı. Bu kurulun, yerlileştirmeyi hızlandıracağına inanıyoruz.” dedi.

Aydın, kısa dönemde de yapılacaklar olduğuna dikkat çekerek, “Örneğin yabancı ürün için anında akreditif açan kamu kurumları, yerli ürün için 8 ay vade teklif ediyor. Yerli üretici desteklenecekse, geliştirip üretmesi için, ödeme çok daha önceden yapılmalı.” şeklinde konuştu.

Sanayi Stratejisi açıklandı. Beklentilerinizi karşıladı mı?  

Gayet güzel bir plan olmuş. Hakikaten üzerinde iyi çalışılmış. Ülkenin ihtiyaçları, sektörlerin seçimi. Oradaki başlıkların birçoğu bizim üzerinde çalıştığımız başlıklar. Bütün olay bu planın hayata geçirilmesi. Bir devlet politikası gibi alınıp, bunu bir zaman planına da bağlayıp sonuna kadar uygulamak. Nelerin yapılması gerektiği var, bunu nasıl ve ne zaman, kim yapacak. Bu 3 soruların yanıtlarını da hemen açıklayarak, istikrarlı ve sürdürülebilir bir şekilde yapabilirsek bunun çıktısı olur. Yoksa bugüne kadar yazılan planlar kitap halinde duruyor.

Sanayici olarak biz 11.Kalkınma Planı’na çok katkı verdik. Ve bu stratejide de alıntıların ve başlıkların çoğu 11. kalkınma planından. Yerli üretime öncelik verildiği, önemsendiği gözüküyor. İnşallah iyi olur.

Örneğin, kamu alımları için bir kurul oluşturulması sizi heyecanlandırdı mı?

Biliyorsunuz, bu konuda ciddi çalışmalar yaptık. Bizim savunduğumuz, dile getirdiğimiz bir şeydi. Kamunun satın almalarını, herkes kafasına göre yapmamalı. Bu alımlar bir noktada toplansın ve o noktadaki sorumlular o ihtiyaçları Türk sanayisi ile eşleştirsin. Yerli yapılabilecek olan kısmını belirlesin, yapılamayan kısmıyla ilgili olarak da şartnamelerde esneklik sağlasın. Örneğin belediyeler raylı sistem şartnamesi hazırlıyor. İlk defa yaptığı, yapacağı bir şeyden anlaması mümkün değil ama şartname hazırlıyor. Bu şartnameyi, işi, sektörü bilen bir nokta hazırlasa, yerli firmalarımız için büyük fırsatlar oluşturabilirdi. Ama yabancı firmanın gözü ve önerisiyle hazırlarsan o dışarıya gidiyor. Benim bakanlıkta çalıştığım 1970’li yıllarda buna benzer uygulamalar vardı. Korumacılık çok öne çıkıyordu ama bunun ortası bulunuyordu. Kamudaki satın alamalar bir bölüme geliyordu ve siz onu yerli firmalarla eşleştiriyordunuz. Yapılamıyorsa belge veriyordunuz ithal ediliyordu. Böyle bir değerlendirmeden geçmesi gerektiğini hep savunduk ve ona benzer bir yapı istedik. O nedenle iyi oldu.   

Gelişmiş ülkelerde yazılı olmayan bir korumacılığın olduğunu hepimiz biliyoruz ve yıllardır yazıyoruz. Son dönemde de bu gayet olağan bir hal aldı ve artık açık açık söyleniyor da. Dünya ticaret kurallarına kökten bağlı oluşumuz hakkında düşünceleriniz nedir? 

1980’li yıllarda serbest piyasa diye bir şeyin var olduğuna bize inandırdılar. “Serbest piyasada her şey kendini düzenler, regüle eder, herkes kalkınır, gelişir, uçar” dediler.  Böyle bir şey yok. Böyle bir şey olmadığını, yeni dünyada, daha iyi anlıyoruz. Ne Çin'de, ne Amerika'da, ne Almanya'da serbest piyasa var. Serbest piyasa kavramı gelişmiş ülkelerin, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere, “Kapılarınızı açın, ürünlerimiz piyasanızda hiçbir engele takılmadan dolaşsın.” demesidir. Kendilerinde ise, bilmediğiniz bir koruma ve kollama var. Hatta biz bunun raylı sistemlerde tartışmasını yapınca, “AB itiraz ediyor” dediler. Peki dedik. Peki ama biz neden oralarda malımızı satarken önümüze birtakım sıkıntılar çıkıyor. Mesela bizim bir firma, ABD'de metro aracı satacağı zaman diyorlar ki, “Geleceksin burada yatırım yapacaksın, bunun yüzde 60'ını benim ülkemde üreteceksin.”. O bunu yapıyor da biz neden yapamıyoruz? Bizim bir firmamız iş kazandı, ihale kazandı. Oraya gitti sözleşmeyi imzalama aşamasında ona dediler ki, “Sen Felemenkçe biliyor musun?”.. “Bilmiyorum” deyince ihale iptal oldu. Peki, “biz neden yapmıyoruz?” dedim. Bu engelleri kağıt üzerine yazmıyorsunuz ama zihinler de yapabiliyorsunuz.

Üretimde de, ticarette de zor günler geçiriyoruz. OSTİM’de durum nasıl?

Biz iyimser olmak istiyoruz. Kendi kendimizi yok eden sürece girmek doğru değil. Aybaşlarında bilgisayar başına koşuyorum, “Elektrik tüketimimiz ne olmuş?” diye bakıyorum. Geçen ay elektrik tüketimimiz 2014 yılının gerisine geldi. Orada bizim ve Türk ekonomisinin nabzı gözüküyor. Her yıl yüzde 5-10 yükselirdi.  Bölgenin firma sayısı pek değişmiyor ama üretim, tezgah ve elektrik tüketimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde  5-10 yukarı giderken, birden 2014’ün gerisine düştük. Tezgah çalışmayınca, çalışan sayısı da azalıyor, para da azalıyor, bankalar yavaşlıyor. Yani buradan tezgahları çalıştırarak, üreterek çıkarız. Ürettiğini satarak ve ihraç ederek çıkarız. Çıkış noktası bize göre bu. Neden bu hale geldik. Ankara'da parayı teknoloji üreten fabrikalar yerine, döviz üreten fabrika yerine park yapmaya harcarsan, esas lazım olan yere paramız kalmaz. Ankara’da şu anda kullanılmayan parka harcanılan parayla, ihracatımızı ikiye katlardık. İlk bulduğumuz parayı üretime harcamamız lazım. 

Açılan kredi paketlerinin verimsizliğine yönelik olumsuz bir algı var. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? 

Üreticiyi koruma ve kollamanın bırakılmaması gerektiğine inanıyorum. Bütün dünyada böyle çünkü. Yapamadın kapat. Yapamadın kapat. Bunun yenisini kurmak belki de 3-5 kat maliyet demek. Olan o ekosistemi yok edip, yenisini yapmak çok daha zor. Belki 10-20 kat maliyet, yeni bedeller demek. “Verimli, verimsiz herkes yaşasın!” demek de israfa dönüşebiliyor.

Bizim bölgemiz bu konuda şanslı. Örneğin savunma ve havacılık ekosisteminin önemli bir kısmı burada olduğu için, geliştirememek, araştırmamak söz konusu değil. Yani verimsizlik imkansız. Verimsiz olan yapamıyor zaten.

Kapanan fabrika, dükkan var mıdır OSTİM’de?

OSTİM’in ana caddesinde dükkan, altın değerindedir. Yıllardır OSTİM’deyim kapanan dükkan görmedim.  Son zamanda kiralık ilanları görüyorum ama, “Yandık, bittik, kül olduk” diye bir şey yok.  Üreticilerimiz de, tüccarlarımız da dirençli ve sabırlı. Kendini ve yanındakini yaşatmak için çaba sarf ediyor.

Özelde de kamuda da ödeme vadelerinin uzadığı ifade ediliyor. Ve bu üretimi de, çarkları da olumsuz etkilediği vurgulanıyor. Ne yapılmalı?

Yabancı ürünler için, yani ithalat için, anında akreditif açan kamu kurumları, yerli üreticiye ödeme planı çıkarırken vade sunuyor. Ödeme süresi 240 günü aşan vadeler uygulanıyor. Ben size bir ürünümü vereceğim, 8 ay sonra paramı alacağım. Ben bu ürünü üreteceğim, para harcayacağım, bankadan kredi kullanacağım, size bu ürünü teslim edeceğim, paramı 8 ay sonra alacağım. Üretimi, sektörleri geliştirmek içinse yerli alımı, yerli üreticiye destekse amaç, tam tersine üreticiler üretime başlamadan desteklenmeli. Aksi taktirde bu destekleme olamaz.

Ekonomide bugün yaşadıklarımızdan ders alır mıyız? Üreten, üretmeyen, çalışan, çalışmayan herkese bir şeyler gösterdi değil mi?

Birçok ders çıkar buradan.  Kriz rüzgârları esince kimiler sığınak kazar, kimileri yel değirmeni yapar. Bu dersleri değerlendirmeliyiz. Biz mesela oturduk, “Bu süreçte ve sonrasında neler yapabiliriz?” diye kendimize sorduk. Aklımıza ilk ihracat geldi. Ve hemen bir planlama yaptık.  

Dış ticaret bölümlerinden mezun olmuş, alanı bilen, yabancı dil bilen ve ve iş arayan30 tane dış ticaret elemanını işe aldık. Sonra firmalarla konuştuk. İhracat potansiyelini artırmak isteyen firmaları bulduk. Bunları eşleştirdik. Ticaret Bakanlığı'ndan emekli olan bir uzmanımızı da işin başına koyduk. Bu firmaların ve ihracatlarını artırmasından sen ve ekibin sorumlu dedik.

“Firma sahibine, çalışanına eğitim verelim.” dediğin zaman, sürdürülebilir bir sistem olmuyor. Bölgede istihdam ettiğimiz elemanlardan birini, talep eden firmaya yerleştirip, “Sen bu firmanın dış ticaret departmanının uzmanısın, bu firmanın ihracatını artıracaksın. Ona göre oku, ona göre dinle.” Dedik. Sonuç odaklı bir çalışma başlattık ve şimdi ikinci gruba başladık. OSTİM Teknik Üniversitesi’nin sürekli eğitim merkezini de bu işe dahil ettik. Üniversite’nin dış ticaret öğrencilerini de sisteme dahil ettik.

Yorum

Ferit Parlak

Serbest piyasa/ticaret söylemlerine rağmen, üreticisini destekleyerek/ koruyarak bugüne gelen gelişmiş ülkeler, dün çaktırmadan yaptığını, bugün açık açık yapıyor... Kamu alımlarının üretebilmenin, geliştirebilmenin önünü açtığı, bu ülkelerdeki örneklerden biliniyor...

Bu yolla meyve alınabileceğini, savunma sanayinde 14 yıl önce başlatılan "kamu alımı" katkılı Ar-Ge çalışmalarımızın somut sonuçları da gösteriyor... Aynı yolu, sivil sanayide de izlememiz gerekliliğine yıllardır dikkat çekiliyor...

OSTİM Başkanı Orhan Aydın, "Her şeyi üretiriz. Yeter ki kamu, yerliyi tercih etsin ve bu yolla gelişimine yardımcı olsun." dedikten sonra, hatırlatıyor, "İthal üründe, mal alımından önce akreditif açanların, yerli üreticiden ürün alırken en az 8 ay vade koyması, yerliyi desteklemek değildir."

İlgili Fotoğraflar

Diğer Haberler